BAĞLANTI KOPYALANDI
12 Mart 2026
Deneme/Hikaye
Hacer KULA

Bombalar Arasında


Bombalar Arasında

Ben Ahmed Saib, dünyaya gözümü Gazze’de açtım. Annem öğretmen, babam ise doktordu. Ailemle beraber iyi vakitler geçirip hep gülerken bir anda o gülmelerin yerini gözyaşı ve korku aldı. Mutlu bildiğim birden hayat tersine döndü. Aslında her zaman zulüm altındaydık ve bu zulüm bizim için adeta normalleşmişti; fakat bu çok başkaydı, daha acımasız ve daha şiddetliydi.

Sabah her zamanki gibi babam erkenden hastaneye gitmişti. Ben de annemle kahvaltımı yapıyordum. Kahvaltımı yaptıktan sonra arkadaşım ile dışarı çıktım. Birkaç saat oyun oynadık ve bir anda büyük bir ses duyuldu. Sese doğru koşarak gittik. Gördüğüm manzara karşısında afalladım; evimiz neredeyse yerle bir olmuştu. Atılan bir bomba evimize denk gelmişti ve annem evin içindeydi.

Gördüğüm tek şey etrafı kaplayan toz dumandı. Enkazın derinlerinden yardım çığlıkları geliyordu. İnsanlar elleriyle molozların altında kalan yakınlarını kurtarmaya çalışıyordu. Ben ise ağlayarak annem için yardım istemekle yetindim. Molozların arasındaki insanları kurtarmaya yardım ekibi geldi fakat nafile… Bu sefer tahribat o kadar büyüktü ki hiçbir yardım kuruluşu yeterli olmuyordu. İlk iki saatte birkaç kişi kurtardılar ama onlardan hiçbiri annem değildi. Korku ile bekledim. Bir yandan da dua ettim.

Dört saatin sonunda bir kadın cesedi bulmuşlardı. Kadını sedyeye koyup hastaneye götürecekleri sırada onların yanına doğru ilerledim. Cesedi gördüğüm hâlde, içimde onun hâlâ yaşadığına dair bir umutla koşarak kontrol etmeye gittim. Koşarken nefesimdeki şiddetin ciğerlerime vuruşunu hissediyordum. Sedyenin yanına vardığımda annemi gördüm ve bir anda dünyam başıma yıkıldı. Sedye ambulansa kondu ve hastaneye doğru yola çıktık.

Annemin yanına kıvrılıp ambulansın bir köşesine oturdum; sanki beynim boşalmıştı, bütün korkum ve düşüncelerim yok olmuştu. Çaresizliği iliklerime kadar hissettim. Hastaneye vardığımızda babamı gördüm; orada çalıştığını unutmuşçasına ifadesizdim. Babam sedyeye bakınca kilitlendi. O kadar çaresizdim ki ne yapacağımı bilemez hâldeydim. Hemen anneme müdahale etmeye çalıştı ama anlamıştı ki artık çok geçti. Olayın şaşkınlığından kurtulan babam bir anda etrafına baktı, beni gördü, sımsıkı sarıldı ve hunharca ağlamaya başladı. Onu hiç böyle görmemiştim. Canım o kadar yanmıştı ki sözler boğazımda düğümleniyordu. Sonra kollarını benden ayırdı ve ayağa kalktı, annemin yüzüne yaklaşarak onu son kez başından öptü. Seslice derin bir nefes alıp kendini toparlamaya çalıştı ve bana doğru eğildi. Sadece “Başımız sağ olsun.” diyebildi. Ardından başka hastaların ona ihtiyacı olduğunu, buradan ayrılmamam gerektiğini söyleyerek yanımdan uzaklaştı.

Bir anda sessizliğe gömülmüştüm. Tek yapabildiğim; öfkeyle ve acıyla ağlamaktı. Saatler geçtikçe durum daha kötü oluyordu. Yaşadıklarıma inanmakta zorlanıyordum. Kolu, bacağı ya da vücudunun neredeyse her yeri parçalanmış insanlar geliyordu. Bir babaya kızından kalan tek şey onun parçalarıydı. Belki de kızı için kurduğu nice hayalleri, birlikte gülecekleri güzel günleri vardı. Ama şimdi avuçlarında tuttuğu şey, çocuğunun yarım kalan hayatıydı. Yüreğinde ise dünyaya sığmayan bir sessizlik vardı. Bir çocuk sustu ama bir babanın acısı sonsuza kadar konuşacak. Dünya bu katliamı görüyordu; fakat üç maymunu oynuyordu. Artık mezar yeri kalmıyor, toprak bile çocukları taşımakta zorlanıyordu. Aradan geçen günlere rağmen üzerimize yağan bombalar bitmiyordu. Aksine vicdansızlar sadece evlerimizi yıkmakla yetinmiyor; bize yardım etmek isteyen insanlara da engel oluyorlardı. Sanki bizim için buradan tek çıkış yolu, ölümdü.