Bak; yağıyor yağmur,şakıyor kuş,rahmet kokuyor toprak, Vecde geliyor gönül hanem bu cihana sığmıyor, O Hakk’ın tecellisi beni böyle coşturuyor.
Bak; yağıyor yağmur,şakıyor kuş,rahmet kokuyor toprak, Vecde geliyor gönül hanem bu cihana sığmıyor, O Hakk’ın tecellisi beni böyle coşturuyor.
Doğru bir insan olmak Yalnızlıktan mı geçer? Her doğru insana Ödetir mi bir bedel?
Kaderi gelin teli gibi inceydi Zehra’nın. Kimine göre parıltının simgesi iken kimine göre boynuna dolanan zincirden farksızdı. Gelin teli, Zehra'nın içindeki sessiz savaşın çığlığıydı. Her bir tel, Zehra’nın kaderine düğümlenmiş; hayal kırıklıklarını ve umutsuzlukları yansıtıyordu.
Yüzünü hiçbir zaman kimseye göstermeyen gece yine karanlığına bürünmüştü. Belki de onun kaçış yeri de oraydı. Her zaman kalmak iyi olmuyordu belki. Saatin bire, ikiye dur demeden ilerlediği zamanlardı. Evet, evet bu gecenin de bir sabahı vardı biliyorum.
Küçücük bedene kocaman bir kalp sığdırmışlar, Denizleri taşıracak kadar gözyaşı akıtıyor. Sessizliğe gömülmüş sokaklarda, Dünyayı yerinden oynatacak çığlıklar yankılanıyor.
Hep hüzünlü şiirlerim; İçimi açtığım tek yer. Kalpten akıyorsa kelimeler, En hisli anımdayım.
Ah, Neyzen! Üflediğinden habersiz misin? Ruha mı yoksa boşluğa mı üflemektesin?! Gözlerde yaş, gönül perişan, dillerde binlerce ah...
Hepimiz aynıydık aslında. Bin gibi görünürdü dışımız Birdi asıl hayatımız Ama konu yalnızlıksa.
Yorucu ve stresli bir günün ardından sonunda eve varabilmiştim. Eve gitmek hayata karşı baktığım bütün negatif duygularımı kapının dışında bırakıp sakinleşmemdi. Sahi evi evim gibi hissettiren neydi?