Fotoğraftaki Çizgiler

‘’Albümler geçmişe açılan bir pencere benim için. Beyaz perdeye yansıyan bir film karesi âdeta.’’
Bu fotoğraflar, genelde gençliğindeki simasına yabancı olduğumuz yaşı kemâle eren tanıdık insanların yaşanmışlıklarıdır!
Fotoğraftaki çizgiler, yıllara meydan okurcasına duruyor insanın yüzünde. Çizgiler, ne çok insanın hikâyesini barındırır.
Kimisinde doğuştan bir iz, kimisinde sonradan kazanılmış bir yara…
Hepsinin ayrı bir öyküsü, ayrı bir hatırası mevcut.
Sevdiğim bir aktivitedir fotoğraflara bakmak. Albümler geçmişe açılmış bir pencere benim için, beyaz perdeye yansıyan bir film karesi adeta. Seviyorum o pencere ve beyaz perdeye bakıp kendimi orada ve oralı hissetmeyi. O çizgileri okuyup ne olduğuna dair rivayetler dinlemek, beni içinden çıkılmaz bir hazza tabii kılıyor. Fotoğrafın, ”İstanbul’dan bir hatıra!” yazıyor arkasında, bir de tarih. Giyilen o beyaz pantolon, hangi renk belli olmayan mintan, dönemin meşhur bıyığı ve arkada Sultanahmet Camii… Al sana bir Yeşilçam’dan film sahnesi! Hâlbuki hayatın ta içinden; yaşanmış, makineden bir poz harcanmış, gerçek hayat.
Bu kareyi okumak, anlamak… Arkasındaki tarihle bu ânı kıyaslamak… Öte yana atılamayacak bir aktivite. En azından benim için.
Sonra, bir öykü, görünen kareden sonrası için: ”Buradan, limonata içmeye gitmiştik, bizim Sadık’la. Hava çok sıcaktı. İyi adamdı, bundan on sene önce öldü. İyi adamdı, rahmetli!”
Fotoğraf, bize her ne kadar bir ”an”ı yakalamış gibi gelse de aslında zamanı, insanı, çevreyi ve en çok da bahsettiğim çizgileri yakalıyor. Görünenin aksine her pozun öncesi ve sonrasını anlatan bir çizgi buluyor insan tek karede.